15 Ocak 2013 Salı

MÜSLÜMANLARIN UNUTTUĞU ÜLKE; ARAKAN


İslam Coğrafyası Günleri’nde Müslümanların kanayan coğrafyalarını dolaştık. Müslüman dünyanın elinin uzanmadığı Arakan’da, Budistlerin zulmü yüzünden yaşamak istemeyen Müslümanlar karşıladı bizi. “Ne çok acı var.” diyebildik sadece.
Fatma Şişli Dosdoğru Haber
11 Ocak 2013

Mavera Gençlik Hareketi tarafından hazırlanan İslam Coğrafyası Günleri sona erdi. Sempozyumun son gününde Arakan, Keşmir, Patani ve Moro ele alındı.
ARAKAN’I ÖĞRENDİK. PEKİ, YA DİĞERLERİ?
Acı bir sebeple de olsa Arakan nedir, neresidir öğrendik. Peki ya diğerleri? Keşmir’i, Patani’yi ve Moro’yu kaçımız biliyoruz? Kaçımız orada olan zulme karşı büyük ya da küçük bir şeyler yapmaya çalışıyoruz? Ömer Faruk Korkmaz, Caner Sezer, Nevzat Çiçek ve Said Demir’den ümmetin unutulmuş coğrafyalarını dinledik ve ne yapılabilir diye hasbihal ettik.
ARAKAN: “ALLAH DİYEMİYORUZ, NAMAZ KILAMIYORUZ?”
Arakan konulu belgesel ile başlayan program, tüm kelimeleri yetersiz bırakacak görüntüler ile devam ederken boğazımızda düğümlenip kaldı birkaç gözyaşı. Birçoğumuz istatistikî bilgileri ya da bazı yaşanmışlıkları biliyor olabiliriz fakat “İnsan nisyandan alındığı için nisyana müpteladır”gerçeğine binaen unuttuklarımızı hatırlamamız faydalı olacaktır şüphesiz.
Arakan’da bugüne kadar öldürülen Müslümanların sayısı 500 bin. Bu rakamı Said Demir’e veren Arakanlı gazeteci kendisine şöyle demiş: “Abi 700 bin diyecektim ama inanmazsınız diye 500 bin dedim!” İsrail’ in Filistin’de katlettiği Müslümanların sayısı 20 bin. Oysaki biz Filistin nedir, neresidir, orada neler oluyor daha iyi biliyoruz. Çünkü ‘oralar’ ümmetin yetim kalmış çocukları.
1200’lü yıllarda İslam’ın hüküm sürdüğü Arakan, İngilizlerin işgaline maruz kalmış bir ülke. 1940’lı yıllarda İngilizler’ in ülkeden çekilmesinden sonra Arakan Burma’ya bırakılıyor. İki yıl sonra ise Burma askeri darbesi yapılıyor ve Müslümanlar için zulüm artıyor. İlk yaptıkları şey Müslümanların özerkliklerini ellerinden almak oluyor. 1982 yılında ‘vatandaşlık yasası’çıkartılıyor. Bu yasa Müslümanları, İngilizlerin getirdiği
bir ırk olarak kabul ediyor. Müslümanların vatandaşlıkları ve özgürlükleri ellerinden alınıyor. İzin almadan evlenemiyorlar, ev alamıyorlar, seyahat edemiyorlar, eğitim göremiyorlar…
İstatistikî bilgiler çoğu zaman kalbimize dokunamaz belki ama bir görüntü, ufak bir çocuğun gözyaşları ya da tek bir cümle bizi kendimize getirebilir. Said Demir’in anlattıkları ve belgeseldeki görüntüler tam da bu cinstendi.
Görüntülerdeki siyah adam acının ve çaresizliğin okunduğu, gözyaşlarının peşi sıra aktığı gözleriyle ekrana bakarak; “Birçok Müslüman ülke var. İçlerinde bizim için ses çıkaracak yok mu?” diyordu. Para istemiyorlar, ses çıkarabilecek kardeşlerine çağrıda bulunuyorlar.
Yeter ki birileri onları duysun, dünyanın o kocaman gözünün ufak bir kısmı da Arakan’a dönüp onları görsün istiyorlar.
“BENİ ÖLDÜRMEDİLER, BENİ ÖLDÜRMEDİLER!”
Bu cümleyi sürekli tekrar eden yaşlı bir kadın. Aynı cümleyi durmadan dile getiren bu kadın Said Demir’in dikkatini çekiyor. Tercümana dönüp neden bu cümleyi sürekli tekrar ettiğini sormasını istiyor. Bunun üzerine orada bulunanlar Demir’e askerlerin bu yaşlı kadının evini basıp, gözünün önünde eşini, çocuklarını ve torunlarını öldürdüklerini, kızlarına ve gelinlerine ise tecavüz ettiklerini söylüyor. Arakanlı yaşlı kadın askerlere “Beni de öldürün.”diye yalvarıyor. Fakat Allah’ın gazabının üzerlerine yağmasını temenni ettiğimiz o zalimler; “Seni öldürmeyeceğiz. Bu acıyı yaşayacaksın.” diye cevap veriyorlar.
“BİZDEN BAŞKA MÜSLÜMAN VAR MI?”
Said Demir on yedi – on sekiz yaşlarındaki genç bir delikanlıya, “ Son olarak Türkiye’den gelen birisine ne söylemek istersin? “ diye soruyor. Genç delikanlı hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Demir yaşadığı şaşkınlık üzerine tercümana neden ağladığını sormasını isteyince onu derinden etkileyecek o cevabı alıyor. Arakanlı genç Efendimiz Hz. Muhammed(a.s)’in “Müslümanlar bir vücudun azaları gibidir. Nasıl bir insanın vücudunun herhangi bir uzvu rahatsızlandığında tüm vücudu sızlarsa, herhangi bir mümin sıkıntı yaşadığında da tüm Müslümanlar onun acısını hisseder.” sözünü okuyor. Ve şöyle devam ediyor; “Bizden başka Müslüman var mı? Olsaydı acımızı hissederdi.”
Demir son zamanlarda katliamın durduğunu fakat zulmün hala devam ettiğini belirtiyor. Ahmet Davutoğlu ve Türkiye’nin bu konuda çok büyük katkıları olduğunu da sözlerine ekliyor.
BARIŞÇIL BUDİSTLER HERHALDE SADECE TİBET’TE
Myanmar’da yapılan katliamın tek sebebinin o insanların Müslüman olmaları olduğunu dile getiriyor Said Demir. Bu topraklarda doğalgaz ve petrol yataklarının bulunması da bir sebep olarak görülebilir fakat asıl sebep dinidir diyor. Demir sözlerine şöyle devam ediyor; “Katliamın öncüleri olan Budist rahipler 1942 yılından beri Müslümanları katlediyor. Herkese barışçıl olarak öğretilen Budizm’in o barışsever, hümanist Budistleri nerede peki? Tibet’te belli bir bölgede yaşıyorlar herhalde. Doğalgaz ve petrol kaynakları Batı’nın gözünü oraya çeviriyor fakat üç maymunu oynamaya devam ediyorlar.
Bunun sebebi ise yarın öbür gün tabiri caizse pastadan pay vermezler diye korkmaları. Önümüzdeki dönemde Myanmar’da seçim olacak ve seçimi batı desteğini arkasına alan Nobel ödüllü bir kadın kazanacak muhtemelen. Kısaca diyebiliriz ki, batı bir şekilde orayı sömürmek için tetikte ve uygun zaman geldiğinde tetiği çekecek.”

İSLAM COĞRAFYASI ÜSKÜDAR'DA BULUŞTU.


Mavera Gençlik Hareketi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen İslam Coğrafyası Günleri devam ediyor. Ali Öztürk ve Nevzat Çiçek, programın içeriğini ve taşıdığı anlamı Dosdoğru Haber’e değerlendirdi.
Fatma Şişli Dosdoğru Haber
2 Ocak 2013

Üsküdar Gençlik Merkezi’nde gerçekleştirilen İslam Coğrafyası Günleri, önemli konu ve konuşmacılarla devam ediyor. Mavera Gençlik Hareketi’nin hazırladığı ve bu yıl ikincisi düzenlenen programda, her gün farklı bir İslam ülkesi ele alınıyor. Her bir ülke, farklı konuşmacıların anlatımıyla ve belgesel gösterimleriyle geniş bir perspektiften ele alınıyor.
Bu yılki içeriğe baktığımızda programın Türkiye, Afganistan, Cezayir, Filistin, Irak, Endülüs, Keşmir, Arakan, Patani ve Moro gibi ülkeleri misafir ettiğini görüyoruz. Bu ülkelerin düşünce dünyasına yön vermiş mütefekkirler ve âlimler de Mavera Gençlik Hareketi’nin hazırlamış olduğu projenin bir başka zengin tarafını oluşturuyor. Programdaki isimlere baktığımızda, Said Nursi, Sezai Karakoç, Necip Fazıl Kısakürek, Mehmet Zahid Kotku, Abdullah Azzam, Frantz Fanon, Malik Bin Nebi, İzzettin Kassam, Şeyh Ahmet Yasin, Abdulkadir Geylani, Muhiddin Arabi, İbn-i Haldun gibi önemli şahsiyetleri görüyoruz.
İkinci İslam Coğrafyası Günleri’nde; Ali Öztürk, Nevzat Çiçek, Yusuf Kaplan, Sadık Yalsızuçanlar, Muzaffer Doğan, Atasoy, Zeki Bulduk, M. İkbal Köseoğlu, Beşir Eryarsoy, Yusuf Ziya Cömert, Murat Hazine, Fatih Bacağıkırık, Yusuf Ensar Çalışkan, Furkan Torlak, Ali Sarı, İhsan Süreyya Sırma, Süleyman Uludağ, Ömer Faruk Korkmaz, Said Demir, Ümit Sönmez, Caner Sezer, Ahmet Mercan gibi birçok yazar ve akademisyen de konuşmacı olarak bulunuyor.
ÜMMET BİLİNCİNİ YAŞATMAK BOYNUMUZUN BORCU
İslam coğrafyası bağlamında çok büyük bir sorumluluğumuz olduğunu belirten Ali Öztürk görüşlerini şu şekilde dile getirdi; “İslam coğrafyası günlerinin yapılıyor olması ve devam ettiriliyor olması önemli bir şey. Ümmet bilincinin yeni kuşaklara aktarılması, geçmişten devralınması ve geleceğe taşınması adına önemli bir olgudur. Bu çalışmanın gençler tarafından üstlenilip yürütülmesini ise daha anlamlı bir olay olarak görüyorum. Fakat projenin daha ileriye götürülmesi gerekir. Şu anda Türkiye’den katılımcılarla yapılıyor ama mümkün olursa ve imkânlar el verirse tüm İslam coğrafyasından ve yurt dışından da misafirlerin katılımıyla gerçekleştirildiğinde çok daha iyi bir hale gelecektir. Bu çalışmayı büyütmek ve herkesin daha fazla istifade edeceği bir noktaya taşımak sorumluluğumuzun gereğidir. İslam coğrafyasının bugünkü manzarasına baktığımızda bu sorumluluğumuzun aslında ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Bugün Türkiye’deki Müslüman gençlerin geçmişe ve İslam coğrafyalarına dair kopuklukları var. Devraldığımız mirasın ayaklarının nereye bastığını henüz keşfedebilmiş değiliz. Gerek yeni dönemde yaşanan uyanış hareketleri, gerekse geçmişten devralınan mirası Müslümanlar açısından daha iyi bir noktaya taşımak adına bu bilinci, ümmet bilincini yaşatmamız gerekir. “
İSLAM COĞRAFYASININ ERASMUS’ U OLUR MU?
“ Artık birçok yerde İslam coğrafyasının Erasmus’u olur mu? Bu coğrafyalar arasında, üniversiteler arasında işbirliği olur mu?” sorusunun çokça sorulduğunu ifade eden Nevzat Çiçek, Yüksek lisans ve doktora çalışmalarında birçok insanın Avrupa’yı bırakıp İslam coğrafyasına, Ortadoğu’ya doğru yöneldiğini belirtiyor. Çiçek, bu anlamda İslam Coğrafyası Günleri’nin çok önemli olduğunu ve projenin geliştirilmesinin gerekliliğini şu sözlerle ifade ediyor:
“ İlerleyen zamanlarda spesifik tematik başlıkların olması gerekiyor. Arap baharı ve üniversite gençliği, üniversite –Erasmus – Ortadoğu, Osmanlı -Ortadoğu –Baas- Kemalizm gibi bir bütün olarak birçok şey yapılabilir. Çünkü nihayetinde baktığımız zaman Mısır’daki tek parti ile Kemalist dönemdeki tek partinin fazlasıyla benzeştiğini görüyorsunuz. Buradaki uyanışın Nahda’yı, Mısır’daki diğer grupları ve Libya gençliğini ne kadar etkilediğini yakın çalışmalardan biliyoruz. Basın inşallah bu noktada biraz daha etkin olur. Özellikle sponsor kurumlar biraz daha destek olursa daha büyük salonlarda yapılır. Uluslararası kısımlarla işbirliği yapma imkânı artar. Örneğin; bunun bir ayağı Kayseri Erciyes’te, bir ayağı Konya’da, bir ayağı da Diyarbakır Dicle’de olabilir. İslam coğrafyası dediğimiz şeyin bir toplantısı İstanbul’daysa ikincisinin Kudüs’te olması, Bağdat’ta olması, Şam’da olması gerekir.’
BİR ÖZE DÖNÜŞ MESELESİ
İslam Coğrafyası Günleri’nin çok önemli olduğunu ve bunu bir öze dönüş meselesi olarak gördüğünü ifade eden Nevzat Çiçek sözlerine şöyle devam ediyor; “ İslam coğrafyası dediğimiz şey; kaybedilen, belli bir süre unuttuğumuz, belli bir süre gitmediğimiz, görmediğimiz, bizden uzaklaştırılan bir düşüncenin bir yapının tekrar canlandırılmasıdır. Bu mesele Türkiye’nin şu ana kadar konuşmadığı, kaybettiği, bir nebze uzaklaştığı, toplumdaki elitistlerden dolayı konuşmaktan çekindiği ve ayıplandığı bir coğrafyayı tekrar gündemine alması bakımında çok önemli. Bu meselelere gençler daha fazla sahip çıkıyor. Sahip çıkışın en temel özelliklerinden bir tanesi, kitle iletişim araçlarını gençlerin daha yoğun kullanmasıdır. Orta kuşakta ise aynı heyecanı göremiyoruz çünkü o kuşakta bunun mücadelesi yapıldı. Fakat daha çok bunun siyasal kısmı yapıldığı için o siyasal kısmıyla birlikte bir hayal kırıklığı görüldü. Onlar biraz daha uzak durmaya başladılar. Gençler yeni bir dil, yeni bir heyecan ve yeni bir söylemle İslam coğrafyasını kucaklamaya başladılar. Yeni bir medeniyet siyaseti üretilecekse, eğer bütün insanlığa hitap edilecek bir mesele olacaksa bu tür toplantılarla başlanması gerekiyor. Gençlerin bunu ateşleyip, siyasilerin de buna göre kulvar belirlemesi gerekiyor.”
HER YER İSLAM COĞRAFYASI
İslam coğrafyası günlerini hazırlayan Mavera Gençlik hareketinden Sena Yalçınkaya ise programın içeriği ve amacıyla ilgili şunları dile getirdi: “İslam coğrafyası günleri, Müslümanlar olarak diğer ülkelerdeki gençlerin Müslümanların halini anlamamız, aslında bilinçlenmemiz için yaptığımız bir organizasyon. Oradakileri sadece birkaç simge olarak bilmemeliyiz. Filistin deyince aklımıza spesifik şeyler gelir ama onların içini tam manasıyla bilmeyiz, dolduramayız. Biz onu biraz dolduralım, biraz bilgilenelim ve oradakilerin hallerini anlayalım diye yola çıktık. Programda İslam coğrafyasındaki öncü isimleri konu ediniyoruz. Onların görüşlerinden, hareketlerinden, tavırlarından biraz örnek alalım istiyoruz.”
İslam coğrafyası tanımı ile ilgili algıyı yıkmak istediklerini belirten Yalçınkaya, bunu yapabilmek için İslam Coğrafyası Günleri’nin çerçevesini oluştururken nasıl bir yol izlediklerini örneklerle dile getiriyor: “Bizim en büyük kaygımız İslam coğrafyası deyince direkt Ortadoğu algısının oluşması. Bu algıyı yıkmak için büyük çaba göstermek istiyoruz. Örneğin geçen sene listemizde Amerika Birleşik Devletleri’nden Malcom X vardı. Bilerek ve isteyerek seçmiştik bu ismi çünkü Amerika da bir İslam coğrafyasıdır. Dünyada bulunan her karış toprak, her Müslümanın yaşadığı yer İslam coğrafyasıdır. Bu isimle de algıyı biraz yıkmak istedik.”
SEKİZ GÜNDE 4500 KİŞİ
Birinci İslam Coğrafyası Günleri’nde sekiz günde 4500 kişiyi ağırladıklarını dile getiren Yalçınkaya, bu sene organizasyonun çok daha iyi olduğunu Üsküdar Gençlik Merkezi’nin kendilerine her türlü imkanı sağladıklarını ifade ediyor.
ÜÇÜNCÜ İSLAM COĞRAFYASI GÜNLERİ; DOĞU TÜRKİSTAN VE ENDONEZYA
İslam Coğrafyası Günleri için en büyük hedeflerinin bu projenin uluslararası bir hale gelmesi olduğunu söyleyen Yalçınkaya, seneye Endonezya ve Doğu Türkistan’ı program içeriğine almak istediklerini belirtiyor. Başka ülkelerden insanları misafir etmek istediklerini, projeyi İstanbul dışındaki illere de taşımak istediklerini belirten Sena Yalçınkaya son olarak sponsor ve konukları getirmenin sorun olduğunu sözlerine ekliyor.






ÜNLÜLERİN BAŞÖRTÜSÜ MERAKI


Son zamanlarda ünlüler, başörtüsü aleyhinde demeç verme yarışına girdi. İşiyle ön plana çıkamayan, ya da kıyıda köşede unutulan “ünlüler,” aykırı başörtüsü yorumlarıyla bir anda gündeme geliyor. Her geçen gün bir yenisi eklenen bu aykırı görüşler, halk tabanından da tepki görüyor.
Fatma Şişli Dosdoğru Haber
17 Aralık 2012

Medyada son günlerde bir başörtüsü furyasıdır, almış başını gidiyor. Üniversitelerde başörtüsü sorunun anayasal zeminde olmasa bile pratikte çözümlendiği bir dönemde, bazı ünlüler başörtüsü aleyhinde yaptığı açıklamalarla gündeme geliyor. 28 Şubat’ın İslam karşıtı yayınlarını hatırlatan bu çıkışlar, toplumun geniş bir kesiminden tepki görüyor. Başörtüsü ve başörtülü insanlarla ilgili insan haklarına aykırı yorumlarda bulunan kimi “ünlüler,” artık daha açık bir toplum haline gelen ülkemizde bizzat toplum nezdinde kredilerini kaybettiklerinin farkında değiller.

BAŞÖRTÜSÜ ACİL ÇIKIŞ KAPISI
Türkiye’de gündeme gelmek için kaliteli işler üretmekten daha kolay bir yol var: Bir miktar kıyıda-köşede kaldığını düşünen, yeterince gündemde olmadığını hissedenler, “acil çıkış kapısı” olarak başörtüsüne sarılabilir. Kalitesizliği tescilli bir kısım medya ise kendilerine reyting kazandıracak bu türden davranışları kollamakta pek mahir. Hatta malum medya, başörtüsü üzerinden seviyesiz bir tartışma başlatacak bu türden çıkışlar için zemin hazırlama konusunda da oldukça tecrübeli sayılır.

MEDYADA BAŞÖRTÜSÜ SEFERBERLİĞİ
Son günlerde “aykırı” başörtüsü yorumcuları olarak Serra Yılmaz, Pınar Altuğ, Mehmet Ali Birand ve Şevval Sam öne çıktı. Serra Yılmaz başörtülüler için “öcü” yakıştırması yaparken, Mehmet Ali Birand başörtülü bir çalışanın kurumunun imajına zarar vereceğini söyledi. İki ismin nasıl bir “imaj” algısına sahip olduklarını düşünürken, Şevval Sam başörtüsünü tekstil parçası olarak adlandırdı. Pınar Altuğ ise başörtüsü ve başörtülülerden rahatsızlığını defalarca dile getirmekten çekinmedi. Ortaçağ Avrupa’sı ve İslamofobi şırınga edilmiş bir kısım modern Avrupalılardan miras kalan bu zihniyet, başörtüsünden rahatsızlıklarını dillendirirken, aslında temel insan haklarını hiçe saydığının farkında değil belki. Ancak toplum, bu çıkışların arkasında yatan zihin yapısını çözümlemekten aciz değil. Nitekim sosyal medya üzerinden bu türden demode çıkışlara gösterilen tepkiler de bunu ortaya koydu. Ancak, dar bir elit çerçevede toplum mühendisliğine kalkışan “başörtü karşıtları” için başörtüsü takan ve takmayanla hiçbir problemi olmayan halkın sesini duymak oldukça zor.

KİM NE DEDİ?

SERRA YILMAZ: “Ben aslında insanların kapalı olmasından hiç hoşlanmıyorum. Bazen korkuyorum başörtülülerden. Geçen gün hastaneye gittim, içeri girdim simsiyah bir öcü geldi üstüme. Korktum, korkutucu geliyor bana.”
ŞEVVAL SAM : “Öyle bir gün gelecek ki, bir gün insanların başörtüsü takmadığı yani bunun şeklen gerekli olduğu ve insanlık düzeyinin değişmesiyle buna ihtiyaç kalmayacağını düşünüyorum. Örtünmeye karşı değilim, tek din vs. bunlar bana uzak şeyler, benim inancım tasarımcıya dair. Bütün bunlar sonradan üretildi, o benim için tekstil malzemesi, dünyaya geldiğinde insan çıplaktı, bütün bunlar sonradan ortaya çıktı…”

MEHMET ALİ BİRAND : “Bir tane gencecik kız. New York’ta eğitim görüyor. Bana bak seni türbanlı ekrana çıkartmam dedim. ‘Çıkartmam sonra takarım.’ Dedi. Ekranda enteresan olabilir… Kanalın markası var, başörtü ile kanalın markası zarar görebilir.”

PINAR ALTUĞ: Biz Atatürk ‘ün çocuklarıyız. Türban inandığın için takılıyorsa sonuna kadar saygım var. Ama eğer şekilcilik olarak takılıyorsa o zaman tepki gösteriyorum. Benim tanıdığım çok sayıda insan var. Aslında takmak istemiyor ama çevresinden gelen baskılar nedeniyle takıyor. Bir mahalle baskısı var. Çevre baskısı nedeniyle başını kapatıyor.